Nisan, 2008 için Arşiv

h1

Müsaitseniz Size Aşık Olabilir miyim?

30 Nisan 2008

Birinci ses, “Müsaitseniz size âşık olabilir miyim?” dedi. Karşısındaki bir an onu süzdü, başını öne eğdi. Sanki “…Şimdi soruyorum büküp boynumu, daha önceleri nerelerdeydiniz?” diyen eski bir şarkıyı anımsamış gibiydi. Ama bunu karşısındakine söylese bile ne ifade edecekti ki? Hayatta her şeyin zamanlamasının tutması mümkün değildi ki zaten. Kalbinin boş olduğu zamanlarda kimse karşısına çıkıp, ” Müsaitseniz size âşık olabilir miyim ?” dememişti ki. Doğruydu işte sözler şiirler. Aşkın kapıyı ne zaman nasıl çalacağı belli olmazdı. Aşka randevu verilemezdi. O gelip bulur, ansızın “cee!” diye karşına çıkabilirdi. İkinci ses birinciye, “Senin adına çok üzgünüm, aşkına karşılık veremeyeceğim için. Çünkü hayatımda birisi var,” dedi, yürüdü gitti, ayaklarını sürükleyerek. Birinci ses, sorusunun havada asılı kaldığını hissetti. Ürperdi. Hâlbuki o, birçok ikinci sesin yaptığı gibi hayatında birisi olduğunu ondan saklayabilir, yalan söyleyebilirdi. Oysa yapmamış, dürüst davranmıştı. Birinci ses düşündü “Tanrım, demek ki hala böyle birileri var hayatta. Roman kahramanları yalan değilmiş.” Olmayacaktı bu aşk, belliydi işte de hayalindeki yüz, beynindeki isim, kalbindeki çocuksu heyecan niye silinmiyordu acaba? Müsait değildi bak, söylediği gibi.

Âşık olmaması gerekiyordu. Âşık olursa acı çekecekti, kavuşamayacaktı ona. İkincinin sesi, yüzü, elleri, tarzı yine de aklından çıkmıyordu. Acaba o da hoşlanmış mıydı kendisinden? Bunu öğrenmeyi o kadar çok istiyordu ki? İyi de, hoşlansa bile bunu söylemesi neyi değiştirecekti? İkinci ses, hayatında birisi olmasına rağmen, o gün karşısına onu beğenen, hatta aşkı için izin isteyen bir ses’in çıkmasına içten içe çok sevindi. Gidip gelip aynada kendisine göz attı gün boyu. İçini tarifsiz bir sevinç kaplamıştı.

Gururu okşanmıştı. Kalbi boş olsaydı, “Evet” deyip, onunla birlikte bir aşka yelken açmaktan kaçınmazdı. Acaba, mazeretini söylerken bunları da söylese miydi birinci sese? Yoo, duygularıyla oynamak istemezdi onun. Bunca çürümüş ilişkinin arasında sevginin, aşkın adı dama atılmışken birisinin ortaya çıkıp cesurca, “Müsaitseniz size âşık olabilir miyim?” demesi, inceliğin ve karşısındakine değer vermenin eski şarkılarda, filmlerde kalmadığının kanıtıydı işte. Aşk için izin istenmezdi, biliyordu? Telefonu ara ara, bilinmeyen bir numara tarafından aranıyor, “Alo!” dediğinde kapanıyordu. Son açtığında, “Sen misin?” dedi. Telefon kapanmadı. Derin bir iç çekiş duyuldu. Birinci ses konuştu: “MÜSAİT OLMASANIZDA BEN SİZE AŞIĞIM” Sessizlik, ölüm kadar kesin ve uzun sürdü. Aşk, ölümden daha çaresizdi o an…
“Oğuzhan AKAY”

h1

Okul Aşkı

30 Nisan 2008

Üniversiteli delikanli Kolejli kiza bir voleybol macinda rastladi. Okul salonundaydi mac. Tribünümüz minik bir salon. Seyircilerle, oyuncular arasinda sahanin cizgisi vardi sadece. O kadar yakindilar. Delikanli, bu tatli, bu güzel, bu dünyalar sirini kizi ilk defa görüyordu takimda. Hoslandigini, fena halde hoslandigini hissetti. Az sonra bir seyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maci degil, o güzel kizi izledigini. Kiz servis atarken hemen önunden gecti. Göz göze geldiler. Kiz gülümsedi. Delikanli, cok popülerdi o yillarda. Kiz onu tanimis olmaliydi. Kim bilir, belki kiz da ondan hoslanmisti. Belkide delikanli öyle olmasini istedigi icin ona öyle gelmisti.
Set degisip, takim karsiya gidince, delikanlida yerini degistirdi, o da karsiya gitti. Ücüncü sette tekrar eski yerine dönü. Kizda gidis gelisleri fark etmisti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar. “anladim” der gibi bir gülümseyisti bu. Delikanli o hafta boyu hep bu dünyalar sirini kizi düsündü..

Pazar günü, sabahin köründe kalkti, erkenden oynanacak maci, ne maci canim, o dünyalar sirini kizi görmek icin. Delikanli artik kizin hicbir macini kacirmiyordu. Dahasi, Ankara Koleji’nin her dagilis saatinde, okul civarinda oluyordu, onu bir kez daha görmek icin. Karsilastiklarinda, hafif cok hafif bir gülümseme, cok minik bir bas egmesi ile selamlasir olmuslardi. Bir defasinda, yaptigina sonra kendiside günlerce güldü. O gün gene tesadüfmüs gibi, okul dagilimi kizin karsisina cikmis, gülümseyerek selamlamis, sonra arka sokaklara dalip, yildirim gibi kosarak, bir blok ötede gene karsisina cikmisti. kiz bu defa, iyice gülmüstü.
Karsisinda, sözüm ona agir agir yürüyen, ama nefes nefese delikanliyi görünce…

Delikanli, voleybol takiminin kaptanini iyi taniyordu. Arkadastilar. Sonunda bütün cesaretini topladi, kaptana acildi. O kizdan fena halde hoslaniyordu. Galiba kiz da ona karsi bos degildi. Bir yerde, bir sekilde tanismalari gerekiyordu. O zamanlar, bu isler böyle oluyordu cünkü. Kaptan “tabi” dedi. “bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermistik zaten. Sende gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanisirsiniz..”
“Mutluluk iste bu olmali” diye düsündü delikanli.. “Mutluluk iste bu..” Ve konser gününe kadar geceleri hic uyuyamadi. Konser günü de hic ama hic unutmadi. O ne heyecandi öyle. Konserin verildigi sinemanin kapisinda tanistilar. El sıkıştılar. O güzel ele dokundugu ani da hic unutmadi delikanli. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yapti. Delikanli ile dünyalar sirini kiz yan yana düstüler. Inanamiyordu delikanli. Onunla nihayet yan yana oturduguna, onun sicakligini hissettigine, onun nefesini duyduguna inanamiyordu. Biraz önce tanisirken tuttugu el, bir karis ötesinde öylesine duruyor, delikanli, sahnede dünyanin en romantik sarkisi söylenirken – o an dünyanin bütün sarkilari dünyanin en romantik sarkisiydi ya – o eli tutmak icin öylesine büyük bir arzu duyuyorduki icinde. Ama uzatamiyordu iste elini. Her sey böyle iyi giderken, yanlis bir hareketle, onu ürkütebileceginden, incitebileceginden öylesine korkuyorduki.
Sonunda dayanamadi, sanki kolu uyusmus gibi, uzandi. Kolunu kizin koltugunun arkasina koydu. Kizin omuzuna degil. Koltugun uzerine. Sonra kiz arkaya yaslandi. Bir kac sac teli, delikanlinin elinin uzerine dokundu. Kalbi yerinden firlayacak gibi atiyordu artik genc adamin. Dünyalar sirini kizin saclari eline dokunuyordu cünkü. Konserden cikarken, kiz, sakalasti. “sizi her macimizda görüyoruz. Alistik Nerdeyse. Yarin Adana’da macimiz var. Gözlerimiz sizi arayacak.”
Hayir, aramayacakti. Delikanli o anda kararini vermisti cünkü. Cebinde onu otobüsle Adana’ya götürüp getirecek, hatta ögle yemeginde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardi. Gece yarisi kalkan otobüse bindi. Sabah erkenden Adana’ya indi. Mac saatine kadar basi bos dolasti. Salona erkenden girdi, en ön siraya tam servis kosesine en yakin yere oturdu. Takimlar sahaya cikarken, salondaki en heyecanli seyirci oydu. Mac falan degildi sebep tabii.

Ilk sette kiz farkinda bile degildi onun. Nerden olsundu ki. Ikinci sette obur tarafa gittiler. Döndüklerinde, ücüncü sette kiz farketti delikanliyi. Yüzünde cok ama cok saskin bir ifade, biraz mutluluk, birazda gurur vardi sanki. Ankara’nin hele Kolejde cok popüler bu delikanlisinin onun icin ta oralara geldigini bilmenin gururu. Mac bitti. Kiz soyunma odasina, delikanli garajlara gitti. Tek kelime konusmadan. Konusmaya gelmemisti ki. Kiz “keske orada olsaydin” demisti. O da olmustu iste. Hepsi o. Ona o kadar cok sey söylemek istiyordu ki aslinda.
Bir gün universite kantininde gazete okurken, ic sayfalarda bir siire rastladi. Daha dogrusu bir siirden alinmis bir dörtlüge. Söylemek istedigi hersey bu dört satirda vardi sanki.. Bembeyaz bir karta yazdi o dort satiri. Ögleden sonrayi zor etti, Kolejin önüne gitmek icin. Kizin karsidan geldigini gördü. Kosarak yanina gitti. “Bu sana” diye karti eline tutusturdu ve kayboldu ortadan. Kiz, Necip Fazil’in dort satirini okurken..

“Ne hasta beklerdi sabahi
Ne taze ölüyü mezar
Ne de seytan bir günahi
Seni bekledigim kadar!..”

Ertesi gün ögleden sonra, tarif edilemez heyecanlar icinde Kolejin önündeydi gene. Kiz karsidan geliyordu. Bu defa yaninda arkadaslari yoktu. Yanlizdi. Yaklastiginda isaret etti delikanliya. Gözlerine inanamadi genc adam. Onu yanina mi cagiriyordu yoksa. Evet, cagiriyordu iste. Kalbinin duracagini sandi yaklasirken. “Sana bir seyler söylemek istiyorum” dedi kiz. Oda heyecanliydi, belli. “Bak iyi dinle. Dünkü satirlar icin cok tesekkürler. Herhalde hissettin, bende senden hoslaniyorum. Ama senden evvel tanidigim birisi daha var. Ondanda hoslaniyorum ve henuz karar veremedim, hanginizden daha cok hoslandigima. Ve de su anda, onu terketmem icin bir sebep yok.”
“O zaman karar verdiginde ve de eger sectigin ben olursam, hayatinda baska kimse olmazsa, ara beni” dedi, delikanli ikiletmeden. Ayrildi kizin yanindan. Bir daha voleybol macina gitmeden, bir daha okul yolunda onune cikmadan. Bir daha onu hic görmeden. Yillarca sonra Levent’in söyleyecegi sarkida ki Sezen’in sözlerini o ozaman biliyordu sanki. Ask onurlu olmaliydi.

Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi. Tipki, kiza verdigi o dörtlükteki gibi bekledi. Hastanin sabahi, seytanin günahi bekledigi gibi bekledi. Heyecanla bekledi. Hirsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi. Ama bekledi. Baska hic kimseye bakmadan, baska hic kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir siir antolojisinde siirin tamamini buldu. Iki dörtlüktu siir. Ilki kiza verdigi. Bir ikinci dörtlük daha vardi o kadar. O dörtlügü de bir kartin arkasina dikkatle yazdi. Cebine koydu. Bekleyis sürüyor, sürüyordu. Okullar kapandi, acildi. Aylar, aylar gecti. Birgün delikanli kizi aniden karsisinda gördü. “Günlerdir seni ariyorum” dedi. “Günlerdir seni ariyorum. Iste sana haber. Artik hayatimda hic kimse yok!.” “Yaa” dedi delikanli. “Yaa” dedi sadece. Kalbi heyecandan ölesiye carparken, aylardir ölesiye bekledigi an gelip catmisken, agzindan sadece bu ses cikmisti. “Yaaa!..”
Cebinde artik iyice eskimis karti uzatti kiza. “Sana bir siirin ilk dörtlügünü vermistim ya bir gün” dedi. “Bu da sonu onun.” Sonra yürüdü gitti, arkasina bile bakmadan. Kiz ikinci dörtlügü oracikta okurken.

“Gecti istemem gelmeni
Yoklugunda buldum seni.
Birak vehmimde gölgeni
Gelme artik neye yarar!..”

Aradan yillar, cok ama cok uzun yillar gecti. Delikanli bügün hala düsünüyor. O uzun, cok uzun bekleyis mi öldürmüstü askini?. Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmisti ki, artik yasayan hic kimse bu hayali dolduramazdi. O sevgilinin kendisi bile. Hayalindekini canli tutmak icin mi, canlisini silmisti yani?. Ya da. Ya da. Bir siirin romantizmine mi kapilmis, bir delikanlilik jesti ugruna, mutlulugunun üzerinden öylece yürüyüp gitmisti, acaba?
Delikanli bu sorularin yanitini bügün hala bilmiyor. Bilmedigini de en iyi ben biliyorum. Cünkü, delikanli, bendim!.
“Hincal Uluç”

h1

Sizin Sevginiz Hangisi?

30 Nisan 2008

Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış bu yazıyı. “Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir diye başlıyor. Ama sevgi nedir?, nerede bulunur?, biliyor muyuz?” diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor…
Sevgi üç türlüdür.

Birincinin adı ‘Eğer’ türü sevgi.
Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor: eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome en çok rastlanan sevgi türü budur diyor. Karşılık bekleyen sevgi. Yazara göre evliliklerin pek çoğu ‘Eğer’ türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar.

İkinci tür: ‘Çünkü’ türü sevgi…
Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek mi? Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin (Yakışıklısın). Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun. Seni seviyorum. Biri dışa gösterdikleri öteki yalnızca kendilerinin bildiği. İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse korkusu buradan doğar. İkincisi de ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa endişesidir. Japonya’da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişana bozup onu terk etmiş. Daha acısı ayni kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne kurulmuş olduğundan bir günde ölmüş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş… Japon yazar toplumlardaki sevgilerin çoğu ‘Çünkü’ türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür diyor. Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne? Ve işte sevgilerin en gerçeği:

Üçüncü türi: ‘Rağmen’ türü sevgi…
Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için? Eğer türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için Çünkü türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan Bir şey olduğu için değil, Bir şey olmasına rağmen sevilir. Esmeralda, Quasimodo’yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına Rağmen sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda’ya çingene olmasına rağmen sever. Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir.

h1

Sedef Çiçeği

23 Nisan 2008

Mahkeme salonunda, seksen yaslarındaki yaşlı çiftin durumu içler acisiydi. Adam inatçı bakışlarla, suskun ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözlerini ve bıkkın bakışlarını süzüyordu.
Hâkim tok sesiyle, yaşlı kadına:
“Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun?”
Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra başörtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı.
“Bu herif yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi hayattan…”
Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda… Sessizlik, bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu. Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yasanmış 50 yılın ardından? Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı… Kadın neler diyecekti? Herkes, onu dinliyordu. Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti:
“Benin bir sedef çiçeğim vardı çok sevdiğim… O bilmez… 50 yıl önceydi.. O çiçeği bana verdiği çiçekler arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadı onları yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım. Her gece güneş açmadan önce, bir tas suyla sulayacağım onu diye… İyi gelirmiş derlerdi. 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kerede bu çiçeği ben sulayayım demedi. Taa ki geçen geceye kadar… O gece takatim kesilmiş uyuyakalmışım… Ben, böyle bir adamla 50 yıl geçirdim. Hayatimi, umudumu, herseyimi verdim. Ondan hiçbirsey görmedim. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim. Onsuz daha iyiyim, yemin ederim.”
Hâkim yaşlı adama dönerek;
“Diyeceğin birsey var mı, baba?” dedi.
Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle, hâkime yöneldi.
Tane tane konuştu:
“Askerliğimi Reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım. O bahçenin, görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Fadime’mi de orada tanıdım. Sedefleri de… Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim. Ilk evlendiğimiz günlerin birinde, boyun ağrısı nedeniyle, onu hekime götürdüm. Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa; boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi. Her gece uykusunu bölüp uyansın, gezinsin dedi. Hekimi pek dinlemedi bizim hatun… Lafım geçmedi… O günlerde, tesadüf, bu çiçek kurumaya yuz tuttu. Ben ona: “Gece çiçek sularsan geçer dedim. Adak dilettim… Her gece onu uyandırdım ve onu seyrettim. O sevdiğim kadını, yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim. Her gece, o çiçek ben oldum sanki…” dedi adam. O yastaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle… “Her gece, o yattıktan sonra uyandım. Saksıdaki suyu boşalttım. Sedef, gece sulanmayı sevmez, hâkim bey… Geçen gece de… Yaşlılık… Ben de uyanamadım. Uyandıramadım… Çiçek susuz kalırdı ama kadınımın boynu yine azabilirdi. Suçlandım… Sesimi çıkartamadım…”
O anda gazeteciler dâhil, mahkeme salonundaki herkes ağlıyordu…
“Sevgide cömert ama sevdiklerimizi kırmada oldukça cimri olalım”

h1

Sevda Peşinde

23 Nisan 2008

Bir sevdaya düştüm hasret diz boyu
Sevindim olmadı kızdım olmadı.
Söz geçiremedim inat gönlüme
Tükendim olmadı bezdim olmadı.

Hayal biriktirdim geceler boyu
Düşledim olmadı sezdim olmadı.
Diyardan diyara saldım uykuyu
Çağladım olmadı tozdum olmadı.

Gönülsüz gönüle düştü yüreğim
Topladım olmadı bozdum olmadı.
Ne bir yerim oldu ne bir durağım
Bekledim olmadı gezdim olmadı.

Umutlar müebbet talih idamlık
Bağladım olmadı çözdüm olmadı.
Ölümü diledim hakk’tan bir anlık
Eledim olmadı süzdüm olmadı.

Ömrüm törpülendi hep azar azar
Derledim olmadı çizdim olmadı.
Ne hakka kul oldum ne de kula yar
Söyledim olmadı yazdım olmadı.

h1

Acaba Sizi Sevebilir miyim?

23 Nisan 2008

acaba sizi sevebilir miyim? | iceliveAcaba sizi sevebilir miyim?
Neden?
Neden olacak, korkuyorum!
Korkuyor musun?
Evet ya, korkuyorum.
Çünkü seni seversem hemen huyun suyun değişecek.
Sende sevdiğim şeyler farklılaşacak.
Şımaracaksın. Beğenmez olacaksın artik beni.
Çünkü ben artik muhtaç olmuş olacağım sana, senin gözünde.
Öyle değil mi?
Bilmez misin?
Muhtaç olmak acizliktir.
Simdi seni sevdiğim için cezalandıracaksın beni biliyorum!
Hor göreceksin.
Bekleteceksin.
Aramayacaksın.
Menfaatlerin on plana çıkacak.
Şayet menfaatlerini de sevmezsem beni sileceksin.
Yalan mı? Sileceksin iste!
Sonra her gün benden azar azar uzaklaşacağını seyredip kahrolacağım.
Yahu ben bir sevenim. Yani seni sevgimle onurlandırmış bir insan.
Dünyayı ayakta tutacak insan kudretinin adidir Sevgi…
Şimdi ben sevdim diye, bu kudrete ve cesarete sahip oldum diye sen beni nasıl ve ne hakla cezalandırabilirsin?
Aklim almıyor. Zekâ seviyem de. İnsanlığım da. Yüreğim de.
Yok! “Seni seviyorum” cümlesini çok sarfetme eskir!
Yok! Herkese “seni seviyorum” deme, sadece âşık olunca kullan!
Yok! “Seni seviyorum” demeden önce binbir hokkabazlık yap ve şirin görün ki
sevdiğin sevildiği için kendini dev aynasında görmesin, onu inlet, surundur,
aklini basına getirt, mahvet!
Neden?
Çünkü bu makbul.
Kaç. Sevsen de sevmesen de kaç!
Neden?
Çünkü kaçan kovalanır aptal! Kaçan kovalanır…
İyi de, neden sevdiğim için kaçıyorum ki? Ben kaçacak ne yaptım?
Kaçarak daha mı makbul olacağım? Kaçarsam daha mı kıymetim anlaşılacak?
Sevmek utanç verici birsey mi ki kaçmam gerek? Anlayamıyorum…
Oysa ben zaten sevdiğimi severek devleştirmişimdir.
Onun dev aynasında kendisini yeniden devleştirmesine ne gerek var ki?
Bir görebilse benim gözlerimle kendini, eminim kıskanacaktır bendeki kendisini…
Yok, ama yok!
Bilmez sevgililer sevilmenin eşsizliğini, bilmez…
Ondandır bol keseden sevgiyi böyle tüketişleri…
Ben hiç şımarmayan, değişmeyen, yozlaşmayan, uçup gitmeyen, tükenmeyen sevgi
görmedim.
Artik cenaze törenleri iki turlu yapılmalı. Biri bedenler için,
Diğeri zorla öldürülen sevgiler için!…
Ne demiş Yılmaz Erdoğan,
” Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim”
Anlayın artik varlıkları değil, ihtimalleri sever olduk…
Neden?
Çünkü ihtimaller hayallerimizdir.
Sevmekse hayatin bir gerçeği.
Hayallerimizde sevgilimiz hiç değişmez.
Hatta “seni seviyorum” dedikçe ya gözleriyle, ya elleriyle ya da tatlı diliyle ” beni sevdiğin için teşekkür ederim aşkım ” der…
Teşekkür etmek? Beni sevdiğin için…
Evet ya… Bir onurdur, bir ödüldür, bir şereftir sevmek ve sevilmek.
Özgürlüğümüzdür. Cesaretimizdir. İnsanlığımızdır. Ayrıcalığımızdır.
Ama ne yazık ki birde bütün bunları farkında olamayışımızdır sevmek…
Korkuyorum. Hep sevdiğim için cezalandırıldım.
Artik “seni seviyorum” derken bana tuhaf tuhaf bakmayacak varlıkları daha çok sevmeye niyetliyim… Bir çiçek gibi… Bir hayvan gibi… Bir dağ manzarası gibi…
Bir su damlacığı gibi…
Bir küçük tomurcuk gibi henüz doğmakta olan…
Çünkü hepsinin insanlarda var olan bir büyük silahtan arındırılmışlığı var.
Yani dilleri yok, dilleri! Konuşamazlar…
Sadece dinlerler…
Sevginizi anlayarak hissederek dinlerler.
Onlara “Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim? ” demeniz gerekmez.
Direkt söylersiniz sevginizi hesapsızca, umarsızca… Saymadan…
Ve sevgimi ifade edecek her turlu çılgınlığı hesapsızca yapmak istiyorum.
Gurur denilen sözcüğü sözlüklerden çıkartmak, sevdiğim için sevilerek
ödüllendirilmek istiyorum…

h1

Seni Seviyorum Demek !

20 Nisan 2008

Seni seviyorum demek | iceliveBugün sizden bir şey isteyeceğim. Sakın kimseye ”Seni seviyorum” demeyin.

Lütfen. Kullanmayın artık bu sözü. Başka bir şey deyin birbirinize onun yerine. Duygularınıza daha denk düşen bir şey… Benim aklıma gelmiyor ama siz bulursunuz. Ne de olsa sizin duygularınız…
Hayır, içini dolduracaksanız ”Seni seviyorum”un, bir diyeceğim yok. Ama umudum da yok.
”Seni seviyorum” öyle ”Kendine iyi bak” gibi bir söz değildir. Laf olsun diye söylenen…
Birine ”Seni seviyorum” dediğinizde hakkını vereceksiniz.
Bir kere onu gerçekten seviyor olmanız lazım. Yani öyle dokununca geçiverecek arzularla falan karıştırmayacaksınız.

Birine ”Seni seviyorum” dediğinizde, o biri en az tuttuğunuz takım kadar önemli olacak hayatınızda.!!!!!!!!!!!!!
Birine ”Seni seviyorum” dediğinizde, bir saat eksik uyumayı göze alabileceksiniz!!! onu daha çok görmek uğruna.
Birine ”Seni seviyorum” dediğinizde, elini tutmak da önemli olacak başka şeyler kadar.
Birine ”Seni seviyorum” dediğinizde, ”Sevgilimsin” de demiş olduğunuzu bileceksiniz.
Birine ”Seni seviyorum” dediğinizde, onu özleyecek, düşünecek, merak edeceksiniz.
Birine ”Seni seviyorum” dediğinizde, onun gözü telefonda (evet, cep telefonu çıktığından beri kulak değil gözler telefonda) aramanızı beklediğini unutmayacaksınız.!!!!!!
Birine ”Seni seviyorum” dediğinizde, ona sürprizler yapmayı, ufak hediyeler almayı ihmal etmeyeceksiniz.
Birine ”Seni seviyorum” dediğinizde, ona şiirler okuyacak hatta kabiliyetiniz varsa, yazacaksınız da.
Birine ”Seni seviyorum” dediğinizde, şarkıdaki gibi, ellerinizde çiçeklerle kapısında bekleyeceksiniz.(yada göndereceksiniz)!!!!!!
Birine ”Seni seviyorum” dediğinizde, belki ömrünüzün sonuna kadar değil ama hiç olmazsa yarın, öbür gün de seveceğinizden emin olacaksınız.
Birine ”Seni seviyorum” dediğinizde, aynı zamanda ”Free takılalım” da diyemeyeceğinizi bileceksiniz.
Birine ”Seni seviyorum” dediğinizde, o aşktan söz ederken siz ”Ben almayayım, alana da mani olmayayım” demeyeceksiniz.

Nasıl?
Çok mu zor?
Fazla mı zahmetli?

İnsanın birini sevip sevmediği tam da böyle belli oluyor arkadaşlar. Sevmeyince ”iş” gibi geliyor bütün bu saydıklarım. O zaman ”Seni seviyorum” demeyeceksiniz. Bu kadar basit. Bir gün farkında olmadan bütün bunları yapıyor olduğunuzu görünceye kadar. Şimdi ”Ne var bunda? Keşke herkes birbirine bolca ‘Seni seviyorum’ dese’ diye düşünenler olacaktır. İyi. O zaman birbirini gerçekten sevenler yeni bir söz bulsunlar söyleyecek. ”Seni seviyorum” orta malı olsun. Zaten oldu olacağı kadar…

h1

Ne zaman aşkın adı geçse…

20 Nisan 2008

Eski bir Türkçe kitabında rastladım sana.aşkın adı | icelive
Sırtın pencereye dönüktü,
Odan kararmak üzereydi,
Usulca öne düşmüştü başın
Yorgun bir düşü taşıyordun omuzlarında.
Birini bekliyordun, kendini bekler gibi…

Ne zaman aşkın adı geçse
Sen gelirsin aklıma…
Sırtın pencereye dönük,
Başın öne düşmüş,
Bir inanç titreşir, yaralı, yorgun omuzlarında

Ne zaman adın geçse
Eski bir Türkce kitabında
Aşk kararmak üzeredir odanda…

h1

Tutsak

18 Nisan 2008

Ey gökyüzü aydınlıkmısın benim kadar ve karanlıktutsak | icelive

Hasret yakarmış
Kavuşmak varmış

Güneşten sıcak, sudan çıplak
Sanırım hiçbirsey yok aramızda aşktan başka

Vay Hayat, Ey Hayat

Denizde vardı oltam
Bir balık tuttum zannettim
Baktım hepsi rüyaymış
Perişanım yanmış bir orman
Ve tek seçimse çaresizlik ona inanma
Göz gördüğünden korkmaz
Eski bensem bir çiçek olsam da solmam
Anlatsın bilen kimse
Hep çeken bilir demişler
Çekense susmuş
Hep konuşmuş çekmeyen kim varsa
Anlatsın derdi çeken
Hüzün kaplı yüzlerinde kırışmakta dertler
Birde ellerinde kürek kazma
Ve derki şeytan yazma
Ben olsam Neyle anlatırım Neyle anlarım
Ben anlatmazsam hangi sazlar
Mürekkebim dilimdi kağıdım aynam
Gönlü saydam olan anlar ancak işte sayfam
Hergün intihar eşikte
Ve umutlar beşikte
Bu dünya kapkaranlık ışık başka yerde
Herkes peşinde
Herkes sandığı kadar iyi olsaydı keşke
En azından ay beklerdik üstümde yalnız gecede

Başka seveceksin başka türlü
Başka şekilde Başka biçimde
Güneşten sıcak
Sudan çıplak
Martıların kanadı gibi Tutsak..

Hiç kimsenin kalbi yok
Bu benim kendi alın yazım sevecegim başka yolu yok
Hiç kim senin şansi yok
Bu benim kendi alın yazım seveceksin başka yolu yok..

h1

Bir Tek Seni Unutamam

18 Nisan 2008

Bir tek seni unutamam | iceliveBir başıma bu kentin sokaklarında yürüyorum. Üşüyorum…

Ne kadar uzaksan bana o kadar soğuyor hava. Sen yoksan, sıcaklık hep mevsim normallerinin altında. Bu yüzden meteoroloji raporları umurumda bile değil. Kar mı yağıyor yoksa yağmur mu bana ne? Ben senin hasretinle sırılsıklamım zaten,daha ne kadar ıslanabilirim ki..?

Burada mısın, değil misin belli değil. Bazen gidişlerin kahramanı oluyorsun, bazen sonsuz kalışların. Doyumsuz gecelerdesin kimi zaman, bazen de yalnız karanlıklardasın. Bitmek bilmez bir şarkısın ama ben mi notaları yanlış basıyorum da sen bu şarkıyı söyleyemiyorsun? Neden susuyorsun..?

Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin? Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik. Kendi kendiyle konuşana deli derler ya, beni çoktan akıl hastanesine kapatmaları gerekirdi. Hem de iflah olmaz hastalar bölümüne…

Yokluğuna alışmaktan korkuyorum, ne kadar kötü…

Yokluğunu yürüyorum sokaklarda. Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh. Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkûmuna dönüştürüyor beni. Hiçbir şey yapmadan beklerler ya hücrelerinde, ölümün soğuk nefesini hissederek…

Anlamlı olan bir şey yoktur onlar için. Belki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen, bu bekleme işkencesi bitsin diye…

Bu yokluk hissi öldürecek beni…

Gelebilme ihtimalinse yüreğimdeki kuşları havalandırıyor, kanat seslerini duy…

Gelmek iste bana…

Bir görsem yüzünü, ah bir dokunsam sana…

Göreceksin, sevdanın çiçek çiçek açtığını umudun bir yangın gibi alev alev ikimizi birden sardığını. Anladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak. Ben o gönlü genişlerden değilim. Madem içimdesin, yüreğimde taşıyorum seni, o zaman yanımda da olmalısın. Sensiz yaşanmayacak bu aşk ötesi yok..

Şimdi yalnız geceleri seviyorum. Seni yıldızlarda buluyorum. Daha bir dayanılır oluyor sensizlik sancısı. Mümkünü yok çıkmayacaksın aklımdan, bu yüzden gece, el ayak çekilmişken, hiçbir ses yokken sen ve gece.

Zaman geçer, her şey unutulur, bir örtüyle kaplanır acılar ama…

BİR TEK SENİ UNUTAMAM…